• İthafı Şehitlerimizedir…
  • Ali Turan
  • Ali Turan
  • alituran@karsevi.com
Tarih: 04.05.2009 Saat: 12:11 623 Kez Okundu

Baba ağlama ben çok rahatım!


Yüreğinize düşen ateşin en güzel gerdanlığıdır şüheda makamına ulaşmak. Ruhunuzu fırtınalara dönüştüren acının adıdır belki. Nazlı nazlı yüreğinizi inciterek yakan tapılacak bir mihraptır beklide. Cümle âşıkların sevdasıdır. Korkmayan insanların tezahürüdür. Tutkulu vurgunların isimsiz harfleridir. İnce, narin bir o kadarda acımasız dünyasıdır. Şehit olmak, olabilmek…

 

Gözyaşlarımızın bir mermi gibi yüreklerimizi deldiği anlar, günler. Ne zaman bitecek bu hasretlik acılar tanrım.  Adı neydi, herhalde adı konulmuştu; Ayrılık ateşiydi…

 

Vatan evlatlarımızı, analarını, babalarını yazmaya yüreklerindeki acıyı paylaşmaya söyleyin bakalım hangi kelimeler yeter, hangi kalemler yazabilir, hangi dereler mürekkep olur ve hangi gönüller dayanır…

 

Dağlar, dereler, taşlar dahi gözyaşlarını kâh yağmura, kâh rüzgâra el verip ağlatırken, insanlık neden ayağa kalkmıyor tanrım…

 

Neden suskunuz ve tutarsızız. Yeryüzünde bu kadar vatan evlatlarını topraklara gömen başka millet var mı? Ciddi bir soru bu. Bu ciddi sorunun cevabı ne yazık ki çok basit, kocaman bir hayır. Peki, ortada savaş mı var? Oda yok. Neler oluyor, neler yaşanıyor güzel ülkemizde. Türk milleti tek tek  cavanlarını topraklara neden gömüyor. Bilmiyorum, çaresiz kalıyor ve rahmetli Yazıcıoğlu gibi üşüyorum…

 

Kardeşlerim son şehitler kervanına Karsımızdan üç yiğidimizi kattık. Hepsinin gözlerinden öpüyor ve rahmetler diliyorum yüce tanrıdan. Ama yüce tanrının rahmetini aldıklarını da rahmetlerini yanlarında götürdüklerini de ve ümit pınarlarına koşarak, gülerek gittiklerine de biliyorum.

 

İnsanlık vazifemiz için acılı ailenin acısını, gözyaşlarını paylaşmaya gitmeğe karar verdik. Şehidimize son görevimizdi. Yola koyulduk. Sohbet konumuz adı konulmamış savaşa verilen canların üzüntüsüydü. Lakin bu toprakların kaderiydi. Biliyorduk. Çok kan almıştı, kanla yoğrulmuştu ve yoğrulacaktı. Hamurunda kan, gözyaşı ve zafer vardı. İlelebet yaşayacaktı bu yüzden.

 

Kars’ın ince, daralan ve kıvrılan yollarından süzülerek yolculuğumuz devam ediyordu. Camdan dışarı baktığımda yeni filizlenen otlar, çorak topraklardan fışkırmaya başlamıştı. Ne garipti. Şehitlerimizde böyle değil miydi? Biri gidiyor bini geliyordu ardından. Ve serhat şehrimizden biri yerine binler geliyordu. Bir anda tebessüm ettim kendi kendime. Bayrağımıza üç ton daha katmıştık çünkü. Ne şerefliydiler. Bayrağımız dahada kırmızı olmuştu sanki. Kan kırmızı derler ya… Bu düşüncelerden yolun kenarında üç-beş çatılı çatısız, boyaları dökülmüş evlerden oluşan itilmiş köylerin eşliğinde gideceğimiz köye yaklaşıyorduk.

 

Havayı bulutlar karartmış ve yağmur yağmaya başlamıştı. Yağmur bereketti, şehidimizin köyüne yaklaştıkça dahada sıklaşıyordu. Bereketini gitgide artırıyordu. Sende şehidimize yeryüzünde son vefanımı gösteriyordun Tanrım? Kim bilir. Uzunca sessizliğimizi köylerin mavi ama eskimiş yer yer delinmiş tabelaları bozmuştu. Sıra sıra geliyorlardı. Yol kenarında irili ufaklı taşlar bile ağlıyor gibiydiler. Gideceğimiz köyün adı neydi dedi arkadaşımızdan biri. Diğeri “Koçköy” diye fısıldadı. Bir anda daldım düşüncelerime yeniden. Tutkulu bir bakışla, dedim kendime; Koçlara kına yakılırdı, yaratanına temiz ve sade bir törenle uğurlanırdı ki kurbanlık makamına ulaşsın. Aman tanrım buda mı tesadüftü. Şehidimizde vatana kurban olmuştu.  Ve köyünün adı Koçköydü. Oysa öğretmenlerimiz öğretmişti bize hayatta hiçbir olay tesadüf değildi…

 

Nöbet sana yakışmışı, ey yürekli Koçköy delikanlısı. Sana son vazifemizi ödemek için geliyorduk köyüne. Kabul et ne olur bizleri!

 

Nihayet toprak yollardan ulaşmıştık köye. Çukurlu ve çamurluydu her yer. Eğilip bu toprakları alnıma sürmek istiyordum. Göklerde ise asil bir hava hâkimdi. Rüzgârla gökyüzünün mavisini saran kırmızı bayraklar donatmıştı. Bayram havası vardı. Ne kadar soylu duruyordu bu bayraklarımız bu köyde.  Biliyordum ki bayraklarımız bize yol gösteriyordu, ilk defa gelmemize rağmen avucumuzun içi gibi şehidimin ailesinin yanına ulaşmıştık. Küçük bir ev ama kocaman yürekler. Küçük bir belde ama peygamberler kadar asiller. Nasırlaşmış elleriyle babası bizleri kapıda karşıladı. Tanrım soylu bir eldi bu. Eğildim öpmek istedim, ama izin vermedi. Yüce bir insandı neticede. Şehit babasıydı. Gözleri çakır rengiydi. Güçlüydü, onur duyuyordu evladıyla ama bir o kadarda acılıydı, belliydi. Yanımıza oturdu, alnındaki çizgileri hayat yorgunluğunu anlatıyordu alnı tertemiz, açık ve gururluydu ama evladı gözlerinin önüne geldiğinde başı düşüyor, gözleri doluyordu.Sohbet edelim istedik, uzunca konuştuk. Bir arkadaşımız; ölüm yok oluş değil bir başka âleme geçiştir diye söze başladı. Metanetli olmayı vurgulayıp ve sözü şehitlere getirerek, Kur’an-ı Kerim’deki, “şehitler için ölüler demeyiniz”  ayetini irdeledi. Herkes dinliyordu. Ama asla ağlamıyorlardı, onur ve şeref duyuyorlardı evlatlarından, Olcaylarından. Ne tuhaf bir duyguydu bu. Çaylarımızı içtikten sonra fatihalar eşliğinde müsaade istedik. Törenler bu toprakların tutkalıydı, biliyordum. Fatihalarda süsleriydi. Fatiha kökleriydi bu toprakların, şehitlerde yapraklarıydı bu toprakların… Dışarı çıkarken şehidimizin, Olcay’ımızın babası sadece bizimle bir şeyler paylaşmak istediğini belirtti. Kıramazdık tabiî ki. Peki, neydi acaba. Arabamıza yöneldik ve ağır bir hızla yola koyulduk ama köyden çıkmıyorduk. Neticede Babamız ayrılmamalıydı tören yerinden. Ve biliyordum ki acısı yüreğini dağlamıştı. Ama şerefliydi, onurluydu ve her babaya nasip olmuyordu…

 

Babamız söze kelimeler boğazına düğümlenerek başladı. “Olcayım” dedi pırlanta gibiydi. Çok seviyordum. Allahım cennet bahçesi nasip etti Olcayıma dedi. Sizinle bir şey paylaşmak istiyorum dedi. Arkadaşıma dönerek, sen az önce sohbet ederken dedin ki yüce Allah, Kuran-ı Kerimde buyuruyor ki “şehitler için ölüler demeyiniz” . Evet dedi arkadaşım. Bak dedi, Olcayımın cenaze namazını kıldıktan sonra bayrağa sarılmış tabutuna uzandım. Son görevim taşımaktı. Sarıldım al bayrağa, çok hafifti ve hızlıca gidiyorduk. Daha öncede çok cenaze törenine katılmıştım ama ilk defa şehit törenindeydim ve evladımındı. Ama bu farklıydı, çok hızlı ilerliyordu sanki al bayrağa sarıl tabut. Komutan arkamızdan askerlere ısrarla yavaş olun demesine rağmen sanki Olcayım acele ediyordu. Kavuşmak istiyor gibi bir havası vardı. Durdum bir an, gözyaşlarım akmaya başladı. Olcayıma “oğlum Allah yolunu acık etsin” dedim. Ama bir yandan ağlıyordum, tutamıyordum. Evladımı törenle uğurluyordum Yaratanına. O sırada yüzümü al bayrağa sarılı tabuta sürmeğe başlamıştım. Ve ağlıyordum. Bir anda içerden kulağıma doğru ses işittim. Olcayım ağlamama kızıyordu sanki. “Baba ağlama ben çok rahatım gibi” şaşmıştım, hemen kendimi toparladım ve gözyaşlarımı sildim ve ses bitti. Tebessüm ettim farkında olmadan, ayrılamıyordum ama Olcayım hızlıca gitmek istiyordu belliydi dedi ve cebinden çıkardığı mendile gözyaşlarını sildi usulce…

 

Tanrım kanım kurumuş ve donmuştum. Konuşamıyordum. Gözlerim doldu ama belli etmedim. Tutmalıydım. Güçlü olmalıydık. Adı konulmamış bir sessizlik oldu uzunca bir zaman. Ve bu sessizliği de Şehidimizin babası bozdu. Ne kadar güçlü bir insandı. Ve bizleri ısrarla “yedisinde de yalnız bırakmayın” dedi ve uğurladı asil köyünden bizleri.

 

Kars’a gelene kadar herkes donmuştu. Kimse konuşmuyordu. Vatan evladımızı, Olcay’ımızı ve  “Baba ağlama ben çok rahatım” sözlerini düşünüyordu…

 

Ey şerefli asker! vatan sana minnettar. Alnın ak ve yüzün pak. Makamın yüce, mekânın cennetti.Aziz ruhun şad olsun!

  • Yorum Ekle
  • Makaleyi Yazdır
Bu Makale İçin Henüz Bir Yorum Yapılmadı - İlk Yorumu Siz Yapmak İstermisiniz
YAZARIN SON YAZILARI
EN ÇOK OKUNAN MAKALELER
EN SON EKLENEN HABERLER
2006-2016 © Kars Haberleri
Haber İhbarı için Bizimle İletişime Geçebilirsiniz
7/24 İrtibat Telefonumuz : 0505 448 76 00 Alexa